Emevîler Arap Olmayan Müslümanlara Ne Der? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Bakış
İstanbul’un kalabalık sokaklarında yürürken, her köşe başında farklı hikayeler saklı. Toplu taşımada, kafelerde, işyerlerinde gözlemlediğim her şey, bazen eski tarihsel yapıları günümüz dünyasında görmek için bir pencere açıyor. Bir gün bir arkadaşımın “Emevîler Arap olmayan Müslümanlara ne der?” sorusu üzerine düşündüm. Emevîler dönemi, tarih boyunca farklı kültürler, etnik kimlikler ve dini gruplar arasındaki ilişkileri şekillendirmişti. Bu soruyu yalnızca tarihsel bir merak olarak değil, günümüzdeki çeşitliliği ve sosyal adaletsizliği anlamak adına da ele almak gerek. Peki, Arap olmayan Müslümanlara nasıl bir yaklaşım vardı? Bugün, bu tarihi soruyu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden ele alarak, farklı kimliklerin nasıl dışlandığını, marjinalleştiğini ve bir anlamda “öteki” olarak görüldüğünü inceleyeceğiz.
Emevîler Döneminde Arap Olmayan Müslümanların Durumu
Emevîler, Arap olmayan Müslümanları ikinci sınıf vatandaşlar gibi görmüş ve Arap kökenli Müslümanlara göre onlara daha az değer vermiştir. Bu, Emevîlerin yönetiminde, özellikle etnik kökenlerin önemli bir ayrım yarattığını gösteriyor. Arap olmayan Müslümanlar, özellikle İranlılar, Berberiler ve Türkler gibi farklı etnik gruplar, Araplara kıyasla çeşitli sosyal ve ekonomik imtiyazlardan mahrum bırakılmışlardır. Bu ayrımcılık, zaman içinde toplumda kalıcı izler bırakmış ve farklı grupların kendini dışlanmış hissetmesine neden olmuştur.
Bir gün, İstanbul’daki bir kafede, Arap olmayan bir arkadaşım ve ben bu tarihi bağlamda sohbet ediyorduk. Arkadaşım, “Bazen kendimi dışlanmış hissediyorum,” dedi. Bunu söylerken, Arap olmayan Müslümanlara yönelik toplumsal algıdaki ayrımcılıkla bağlantı kurarak, günümüzde de etnik kimliğine göre dışlanmanın hala geçerli olduğunu fark ettim. Bu sadece bir sosyal adalet meselesi değil, aynı zamanda bir kimlik meselesi de.
Toplumsal Cinsiyetin Emevîler Zihniyetiyle İlişkisi
Emevîler dönemi, yalnızca etnik kimliklerle ilgili değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyetle de yakından ilişkiliydi. Kadınların toplumdaki yeri, sosyal ve dini hakları çoğu zaman sınırlıydı. Emevîler, kadınları sosyal olarak geri planda tutmuş, çoğu zaman birer nesne olarak görmüşlerdir. Arap olmayan Müslüman kadınlar, sadece etnik kimlikleri dolayısıyla değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyetlerinden ötürü de ayrımcılığa maruz kalmışlardır.
Bir arkadaşım, “Kadınlar da, farklı etnik gruplardan gelen kadınlarla karşılaştığında, farklı bir gözle bakılabiliyor,” dedi. Bu söz, toplumsal cinsiyetin ve etnik kimliğin nasıl iç içe geçtiğine dair önemli bir ipucu veriyor. Bugün bile, özellikle toplumda “yabancı” olarak görülen kadınlar, birçok durumda “Arap” olmayan kadınlar, bu tip ikili standartlara maruz kalabiliyor. Sosyal medyada veya sokakta, bazen sadece giyimi veya kökeni yüzünden dışlanabiliyorlar. Emevîlerin döneminde kadınların daha çok “arriere planda” tutulması, bu anlamda bir gelenek halini almış olabilir.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Emevîler Döneminin Yansıması
İstanbul’un sosyal yapısına baktığımda, hala günümüzde, farklı etnik kökenlerden gelen insanların bazen dışlanabileceğini, ayrımcılığa uğrayabileceğini görüyorum. Farklı kültürler ve kimlikler, bir arada yaşamaya çalışırken, toplumun genelde kabullendiği normlara uymayanlar bazen “öteki” olarak görülüyor. Emevîler dönemi, aslında sadece bir tarihsel ayrımcılığın değil, aynı zamanda toplumsal yapının nasıl şekillendiğinin de bir örneğidir. Arap olmayan Müslümanlar, yalnızca etnik kimlikleri dolayısıyla değil, aynı zamanda dini normlara uyum sağlama biçimlerine göre de dışlanmışlardır.
Geçenlerde, bir toplantıda, farklı etnik kökenlerden gelen insanlarla tanıştım. Bir grup, sürekli olarak “biz” ve “onlar” ayrımı yapıyordu. Çeşitliliğin kutlanması gerektiği bir dünyada, toplumsal yapılar, hala bazı grupların kendini “dışarıda” hissetmesine neden olabiliyor. Bunu gözlemlerken, Emevîler dönemiyle günümüz arasındaki bağlantıları düşündüm. Etnik köken, sınıf ve hatta toplumsal cinsiyet bazında yapılan ayrımlar, ne yazık ki zaman içinde kültürel bir miras olarak devam ediyor.
Sonuç: Emevîlerden Bugüne Duygusal Bir Bağ
Emevîler dönemi, tarihe ve kültüre dair önemli bir dönüm noktası olmuştur, ama bu dönemdeki ayrımcılıklar hala günümüzde etkisini sürdürüyor. Farklı etnik kökenlere, cinsiyetlere, kimliklere ve inançlara yönelik olan ayrımcılıklar, sadece geçmişte değil, günümüzde de toplumsal yapıyı etkiliyor. Sokakta gördüğümüz insanlar, toplu taşımada karşılaştığımız yüzler, bizlere bu ayrımcılıkların sadece tarihi bir olay değil, sosyal bir mesele olduğunu hatırlatıyor.
Bugün, farklı kimliklere sahip insanlara yönelik yargılar ve önyargılar, hala toplumda yer etmeye devam ediyor. Ancak, sosyal adaletin sağlanması, sadece teorik olarak değil, günlük yaşamda da adım adım atılması gereken bir süreçtir. Akdeniz’e ve İstanbul’a bakarken, farklılıkların kutlanması gerektiğini, ancak bununla birlikte, herkesin eşit haklara sahip olmasının önemini hatırlatmalıyız. Emevîler zamanında olduğu gibi, toplumda farklı grupların bir arada yaşamayı başarması, ancak adaletin ve eşitliğin sağlanmasıyla mümkündür.